28 Temmuz 2015 Salı

BE MY STRAWBERRY !


Yeniden yeniden merhaba :) 
Başlıkta da gördüğünüz gibi bu yıl favorim olan tüm güzel, kalorili ve tatlı şeylerin baş rolü çilek. Meyveli pastaları genelde sevmiyor olmama rağmen çileğin içinde bulunduğu her tatlıya kelimenin tam anlamıyla aşığım.  
Bugün de eve gitmek için yürüyorken tezgahların birinde çilek gördüm ve her zaman yapmak istediğim " Çilekli Milföylü Pasta" yapmak istedim. İsminde pasta olmayabilir ama benim yaptığımın isminde kesinlikle var.
Niye mi :) Gelin bakalım sizi burda nasıl bir pasta bekliyor...


Neden pasta dediğimi şimdi anladınız sanırım. Kat kat görünümü ona bu ismi vermem için gayet uygundu. Bakalım bu lezzetli pastanın içinde neler var. 

3 Yumurta 
Yarım litre süt
2 Yemek kaşığı un
Yarım su bardağı toz şeker
1 Paket vanilin
10 Adet çilek
6 Yaprak milföy hamuru



Yapılışı son derece kolay ve pratik bana göre. Öncelikle bir merdane yardımıyla milföy hamurlarımı biraz incelttim. Sonra da incelttiğim hamurlara şekil vermesi için bir kaseden yardım aldım ve hamurumun üstüne yerleştirdiğim kasenin dışında kalan yerleri bıçakla kesip çıkardım. Ardından kasenin içinde kalan milföy parçalarını fırın tepsisinin içine yağlı kağıt sererek dizdim ve üzerlerini bir çatal yardımıyla delikler açtım ki çok kabarmasın ve hemen ardından üzerlerine bir tutam toz şeker gezdirdim.


 Önceden ıstılmış 200 derecelik fırına üzerleri pembeleşinceye kadar pişirmeye bıraktım. 


Bu sırada da muhallebiyi hazırlamaya başladım. Üç yumurtanın sadece sarısını, sütümü ve toz şekerimi bir tencerede iyice karıştırdım. Ardından içine vanilini ve unu ekledim. Muhallebi koyu yani katı kıvama gelince ocaktan alıp soğumaya bıraktım. 

Soğuyan muhallebim ve milföylerim hazır hale gelince son aşamaya geçtim. Bir tane milföyümün üstüne muhallebimi sıkma torbası yardımıyla gezdirdikten sonra önceden dilimlemiş olduğum çileklerimi dizdim ve üstüne diğer bir milföyü yerleştirdim. Sunum aşamasında isteğe göre pudra şekeriyle sunum yapabilirsiniz. Şimdiden afiyet olsun. Günlük kaçamaklar böyle oluyor üzgünüm :) 





Kendinize çok iyi bakmayı ve bol bol gülmeyi unutmayın. Sevgiyle kalın :) 































19 Temmuz 2015 Pazar

SANDALS: SUMMER'S ICONIC !




Merhaba! 
Sıcacık günler, arada kendini gösteren hafif esintiler.. 

Çok huzurlu değiil mi :) Şimdi size benim için huzurun anlamı olan yazın ikoniği haline gelen sandaletlerden bahsetmek istiyorum. En zevkli postlardan birinin de alışveriş postları olduğu düşünülürse heyecanımı mazur görün dostlar. Şimdiden söyleyeyim bu parçalar benim beğendiğim, almak istediğim parçalardan oluşuyor. Ama çok güzeller ya :)) 




Michael Kors'a ait bu sandalet benim gördüğüm en güzel, en şık parçalardan biriydi. Hele şu denizci havası veren halat şeklindeki kısmı, mükemmel. Bu fotoğrafı ilk gördüğümde aklıma yatla açılmış, manzaranın dibi olan bir yerde güneşlenen o mükemmel fizikli manken geldi. Evet bu tarz sandaletleri giymek için mükemmel bir ayağım olmalı diye düşünüyorsunuz belki ama bence öyle değil. Bir şeyi beğeniyorsanız alcaksınız, giyceksiniz. Önemli olan özgüven! Alın, giyin. İster yakışsın, ister yakışmasın. Gerçi bu sandaletin yakışmadığı bir ayak düşünemiyorum :( 






Demet Akalın'ın instagram hesabından paylaştığı şu Moschino'lara ne demeli. Zaten eğlenceli havasıyla bilinen bir marka ama bu sandaletler aşık olunası. Canlı renkleri, çarpraz gelişi, bilekte bağlama detayı ve stiliyle beni çok etkileyen bir ayakkabı olduğu doğrudur.




Duygu Özaslan'ın instagramında paylaştığı bu Birkenstock arizonalar bence en güzel renge sahip. Pembe altın ya da bakırımsı bir renk ama sadece plajda değil kot şortlar, elbiseler her şeye uyum sağlayacağını düşündüğüm bir parça olmuş.






Böyle güzel bir manzarayla bu postu bitirelim o zaman. Yunan adaları da her zaman dikkatimi çekmiştir. Burdan mesajı alması gerekenler alsın :)

Şimdilik kendinize çok iyi bakın ve gidip biraz alışveriş yapın. EV DE EV nereye kadar!

Çıkın ve şu güzel havayı biraz olsun yaşayın! Bol bol gülmeyi de unutmayın! Sevgiyle kalın :)


































18 Temmuz 2015 Cumartesi

EYVAH GÜNEŞ !



Merhaba! Umarım bayramınız güzel geçmiştir. Hepinizin bayramını burdan da kutluyorum. İnşallah musmutlu, huzurlu ve bol tatlılı bayramlarımız olur da biz de onları gülücüklerimizle karşılarız.
 Yazı geç karşılayan bir şehirde olmama rağmen güneş hep orda burda şurdaydı. Güneş kendini ancak göstermişken gel gelelim şu güzelim yaz aylarını bize zehir eden güneş lekeleri, çilleri ve vesaireleri.. Peki, bunları en aza indirgemek için ya da artmasını azaltmak için ne mi yapmalıyız? Yaz, kış ayırt etmeden güneş kremimizi kullanmalıyız ve cildimizi olabildiğince korumalıyız.
Bu postta benim şuana kadar kullandığım bana göre en iyisi olduğunu düşündüğüm güneş kreminden bahsedeceğim.









MBR (medical beauty research) alman dermatolog ve estetik bilimi üzerine lisans yapmış ve uzun araştırmalar sonucunda geliştirilmiş olan bu marka, müşterilerine içeriğinde en yüksek bitkisel değerlere sahip bakım ürünleri üretmektedir. Ayrıca tamamen de medikal olmasıyla ünlü ve yüksek fiyatlarıyla maalesef biraz göz yaşartan ancak kullanıldığında da helali hakkı hoş olsun dedirten bir markadır.












Hücre yenilenmesini arttırırken, doğal bağışıklık ve hücre savunma sitemini aktive ederek uzun ömürlü ve maksimum cilt koruması vaad eden yenilikçi ve çok fonksiyonlu güneş kremiymiş.
İçinde bulunan kompleks bileşen stresli cildi yatıştırıp, nemlendirip, cildin yumuşamasına izin veriyormuş.
Yüzünüzdeki kırışıklıkları düzeltip cildi yenilediği gibi daha fazla kırışıklıkların çıkmasına engel olup ve pigmente olmuş ciltteki lekelerin oluşmaması için güvenli bir kalkan görevi gördüğünü söylüyor bilimciler.

Yapısına gelecek olursak kremsi, yapışkan olmayan, kolay dağıtılıp kolay uygulanabilen ve istenmeyen bir parlaklık olmadan ipeksi, yumuşak bir his bırakarak hızlıca emiliyor.








İçindeki Anahtar Bileşenleri ise:
- Jojoba Yağı
-Pantenol
-Tokoferal Asetat
-İzoflavon
-Allantoin
-Ektoin
-Aloe Vera
-Rutin


Bu güneş kremi ülkemizde sadece douglas mağazalarından temin edilebiliyormuş. Fiyatı 490₺. Fiyatı gerçekten diğer markalara göre çok pahalı olabilir ama dediğim gibi uygulayınca ve gün boyu yüzünüzde onu taşıdığınızda farkı anlıyorsunuz ve ben ilk kez bir güneş kremini sabah sürüp akşam hala etkilerinin devam ettiğini hissettim. Ailenizdeki herkes için uygun olan bir krem. Eğer fiyat önemli değil içeriği temiz olsun ve cildimi yenilesin istiyorsanız douglas mağazalarına bir uğrayın derim.



Unutmayın; gönül gözüyle bakan güzellikleri mantığıyla bakan ise kusurları görürmüş. Gönül gözünüzü açın ve insanları sevgiyle kucaklayıp affedici olun. Tabi kii gülücükleriniz güzel yüzünüzden eksik olmasın. Hoşçakalın :)




















9 Temmuz 2015 Perşembe

L’Amoureuse !


Hepinize öncelikle kocaman bir merhaba! Bugün bir inceleme yazısıyla karşınızdayım. Başlıktan da anlaşılacağı gibi "Chanel" markasına ait olan Rouge Allure Velvet serisinden bir ruju inceleyeceğiz. Bakalım fiyatının hakkını gösteren bir performansa sahip mi? 
Okumaya devam edin !





Öncelikle mükemmel bir sunuma sahip olan bu rujların ambalajlarından bahsetmek istiyorum. Gerçekten özendikleri, müşteriye verdikleri değeri, kaliteyi bile burdan buram buram hissettiriyorlar.




Rujun çantada açılmasını, düştüğü zaman kapak ve kendisinin hemen ayrılması vs gibi sorunları ortadan kaldırmak için asansörlü bir sistem dizayn etmişler. 



Şöyleki Chanel simgesinin bulunduğu altın detaylı yeri içine doğru biraz itip bırakılınca rujun tuttuğumuz kısmı ortaya çıkıyor (Bu bana hep filmlerdeki gizli odayı, kasayı bulmuş hissi veriyor. :) ) ve kendinize doğru çekip ruju kapaktan ayırabiliyorsunuz. ( Daha iyi anlamanız için buraya tıklayabilirsiniz. Sizler için bir video var.)



Rouge Allure Velvet serisinden L’Amoureuse isimli 47 numara bende var. L’Amoureuse fransızcadan çevirilince aşık anlamına geliyor ki bence aşık olunmayacak gibi de değil. Özellikle sizin de benim gibi dudak çizginiz koyu renklere daha yatkınsa.. Bu ruj içinde gül kurusu renginin canlı bir tonunu barındırıyor. Aynı zamanda içinde çok hafif de olsa kahverenginin soft alt tonlarından barındırıyor.  Pink-berry diye tanımlamışlar bu tonu.





 Ruj tamamen opak olmamakla birlikte opak sayılabilcek bir düzeyde. İlk sürüşte rengi elde ediyorsunuz ancak ikinci bir uygulanış ruju daha mükemmel daha istenilen hale getiriyor. Hemen hemen 3-4 saat kalıcılığını koruduğu gibi gittikçe dudak renginizle bütünleşip sanki dudağınızın rengiymiş gibi bir görüntü sağlıyor. Yani doğal bir görüntüye dönüşüyor.








Serinin amacı dudaklarınızın üzerinde kayan kurumayan, yoğun renklerde, yumuşak, görkemli ve kadifemsi mat dudaklar...O bildiğimiz zor sürülen, dudak nemlendiricinizi sürmeden kullanamayacağınız bir mat ruj değil kesinlikle. 













İlk deneyişimi hatırlıyorum da bir ruj dudağa bu kadar oturur, matlığıyla kurutmayıp aksine nemli ve ıslakmış hissi verip ama mat gösterir ve üstüne de kadifemsi dedikleri o dokunuşu sağlar. Vaadettiği her şeyi yapıyor.



Eğer bu tonlarda bir ruja ihtiyacınız varsa ya da ihtiyacım yok ama şuanda aşık oldum ve almalıyım diyorsanız favorilerimin arasına giren bu ruja bir şans tanımalısınız. Bence serideki en güzel renkti ya da benim dudağıma uyan en güzel bu ton oldu. Douglas'lardan bulabileceğiniz bu rujun fiyatı 120 ₺.



Keyifli, bol gülmeli, musmutlu günler peşinizi bırakmasın. Kendinize çok iyi bakın..